İnsanın devamlı olarak hasta olması yada hastalığının olması,
bu rahatsızlığın kendinden çok etrafını etkilemesi,
en çokta doğru yada yanlış olanı tam olarak anlayamaması,
düzeltebileceğine olan inancın sürekli dalgalanması,
özetle bu şüpheci hal..
Bunları didiklerken ben yaşamın akıp gitmesi,
yani; ufak tefek günlük sıkıntılar,
büyük küçük balyoz gibi kafama indiğini hissettiğim her şey..
her şey büyük aynı anda küçük...
değerli-değersiz kavramı patlarken içimde,
benim değerli-değersizlerim artarken içimde,
sıkılırken yüreğim bir avuç içinde,
dağılırken beynim içindekilerle,
tüm düşünceler birbirine girerken kafamda, beynimde..
yani;
oldukça yorgun hissettirmekte beni bu saçmalıklar.
Aslında benimle ilgili her söylem benim ben olup olmadığımdan şüphe duymama neden olmakta..
Tam bir buçuk saat, burda oturmam gereken zaman..
Bir sene yirmi dokuz gündür uğraş verdiğim "kendini topla, normale dön" çabamı "kafanı dinle" tavsiyesine uyup bir buçuk saatte başarıya ulaştırabilir miyim?
Hayır.!
Burdan tamamen eskisi gibi ama geride bırakmış, hafiflemiş çıkar mıyım?
Hayır.!
Kendime güvenmediğimden mi bunlar.?
Bilmem..
Belirsizlikten mi?
Bilmem...
Bunları yaşayan,
bu beyin işleyişine sahip olan,
bu düşüncelere sahip olan,
bu ruha sahip olan,
bu bedene sahip olan aslında ben de değilim ki..
Çabam ne için dediğim anda hayat anlamsızlaşır gözümde korkarım aniden..
Bunun bir yolu var..
yani yaşamanın..
yada akışına bırakmanın,
yada aklını kullanmanın,
yada güvenmenin,
yada önemsizleştirmenin,
yada hayır demeyi bilmenin,
yada sadece kendini düşünmenin,
yada saçmalayarak saçma olmamanın,
yada saygı görmenin,
yada saygı duymanın,
yada hayran bırakmanın,
yada itici olmanın,
yada temiz olmanın,
yada pisliğe batmanın,
yada..yada....yada
"yada" çok bu hayatta..alternatif çok..
ben hangi "yada" ların içindeyim?
Hassasiyet denen kavram büyük bir beklenti midir?
İyi olanları sessiz, kötü olanları bağırmak meziyet midir?
Benim sorularım var evet..Belki biraz da fazlalar..
Cevap aramayı bırakırsam vazgeçmiş olmaz mıyım?
Bu da bir cevapsız soru daha benim için..
Anlaşılması güç değilim aslında..
Sizin istediğiniz şekillere giremiyorum sadece..
Bu benim
Sadece benim
Bu ben miyim?
İşte affetmek kavramı bu son soruyla doğar içimde..
Bu ben miyim? derken affederim..
Çünkü emin olsam da emin değilimdir kendimden..
toparlar mıyım?
toparlaya"MA"z mıyım?
En çokta bu sorunun yanıtının sürekli ruh halime göre şekillenmesi beni yaralayan..
Çünkü yanıtlar bir iyi, bir kötü..
Düşünüyorum ya çok fazla, o zaman varlığımı anlıyorum ya o zaman acı duyuyorum var olmamdan..
"neden varım?
neden önemliyim?
neden yorulmak zorundayım bunlarla?" diye sorduğum anda kendime korkuyorum.
Kocaman bir boşluğa düşüyorum..
Debeleniyorum tutunmak için..
Amaçsızlık-Yetersizlik-Değersizlik-Hayalsizlik-Umutsuzluk-Belirsizlik = hepsi birer kendi içinde boşluk
ve "daha nice-sizlik"..
bir de bunları sebebini bile bile hissetmek var ki anlatılamaz..
Şimdi ben bunca şeyi yazarken; kime? neye karşı? ne amaçla? yazdığım bile belirsiz..
Aslında hayatın HAYAT olan kısmını bilen ama uygulayamayan yada engellenen yada kendini engelleyen biri miyim?
Hayatı; kaybettiklerim ve zaman aktıkça kaybedeceklerim açısından değerlendirdiğimde hayat önemsizleşirken"yaşamamak lazım bu hayatta" diyen ben ile aynı anda gerçekten mutlu olup olmadığımdan emin olamadığım ama damağımda bir tat bırakmayı başarmış günleri hatırladığımda "hayat yaşanılası bir yer ya" diyen ben arasındaki o durumu dengelersem sorularımı çözerim belki..
Bunları düşünürken düşünen kim bilmemek çok acı.!
Düşünmenin ne kadar can yaktığını fark ettiğim şu günlerde ilerlemem gereken yolu acıdan göremiyorum..
İlerleyemiyorum..
Kafamda hep yakalamak istediğim o huzur duygusu var..
Unuttum ben onu..
Eskiden bir yere misafirliğe gittiğimizde, akşama doğru içime oturan o sıkıntıyı hatırlıyorum..
Eve dönme isteğimi..
Bu isteğin bende yarattığı sıkıntılı hal; eve döndüğüm, o kapıdan içeri girdiğim anda tarifsiz bir rahatlama hissine dönüşmesini hatırlıyorum..
Dışarıda ne olursa olsun, döndüğüm o kapının aslında huzursuzluğun baş sebebi olan o ev kapısının bende yarattığı huzuru hatırlıyorum..
Keşke bir kere daha yaşasam o ölünesi acı huzuru..
Dolmayacak boşlukla bırakıp gidene kızamamam bu acı, yetersiz olan
ama yine de var olan huzurdan mı?
Artık hayatla ilgili kararlarımı, tam da bu sorumluluk artık bana devredilmişken alamıyorum.
Ve nedeni ne?
Bilmiyorum..
İçimde olmadığını varsaydığım düşüncelerimi itiraf ediyorum..
Hala düşünüyorum yani debeleniyorum..
Yanlızlıktan dertlendiğimde ne söylediğimi anlamamanız normal..
Aynı şeyden bahsetmediğimize emin olun yeter..
Belki de benim sorunum budur..
İzole ediyorumdur kendimi..
Ya ben farklıyım yada farklı olmaya çalışıyorumdur..
Gerçi bu kadar iki yüzlü olmadım..
Aslında ben hiç iki yüzlü olmadım..
Kendimi de en çok bırakmama sebebim budur..
Haklı yada haksız olmak umrumda bile değil tutunmak istiyorum sadece bu hayata, izin verin..
"İyi bir şeylerin olduğuna inanmak belki iyi gelir, belki toparlarım" inadı bu..
Kelimelerin önemi yok, bana hissettirdikleri acıtan..
Ben bunu yaşıyorum çoğunlukla..
"birgün bunaldığımda hastayım demek zorundayım..
birgün ben bırakmışsam her şeyi sebebi hasta olmamdır..
birgün ben ölmek istersem hastayım diyedir.."
Bu şekilde yaşamak zor..
İnan ki yoruldum..
İnan ki bana kafamın içinde uçuşan düşüncelerin zerresi bile değil bu yazdıklarım..
Ben kendimi anlatabileceğimi düşündüğüm her ifadeyi kullanıyorum faydası olur belki diye..
Her gün kendimi takip ediyorum ben ve akşam yatağıma yattığımda bugün nasıldım diye
kendime sormak ne ağır bilemezsin.
Kimse bilmez..
Bunların sonucu nedir dersem cevap kendimi sevmemem çıkar her zaman..
Kendimle yaşamak bu yüzden bana ağır gelir..
Ve bir sonuç daha çıkarırsam; kendime bütün bu yazdıklarımı hastalıktan mı yoksa kendiliğimden mi yazdım diye sorduğumda, kafamda ki düşünceler yığını daha da artar ve sorular daha da artar..
Bu hisle birlikte yakarış başlar içimde hani gözlerim sabitlenir ya bir yere..
o an "ne olur al beni yanına,
bu dünyada bırakma beni,
yaşamak zorunda bırakma,
ben alışamıyorum, ne olur zorlama,
benim hevesim yok" derim..
belki bir saat, belki birgün, belki bir hafta sonra da "bunları diyen ben miydim?" derim..
Ben yaşamak mı ölmek mi isterim?
Bana gerçeği söyle,
doğruyu yanlışı söyle,
ben kimim bana söyle,
burda tek başına oturup bunları yazan kim söyle,
bunları hisseden kim söyle,
gerçek mi bunlar söyle...
"bilmek" demek bu hayatta önemliyse benim için yaşayabilmem gereği buna bağlıysa
dürüst ol sadece ve söyle bana bileyim..
Bana bir tek sen yaz ve bir tek bana yaz..
Her şeyin iyi olacağını kendime yazarak bitirdim bu bir buçuk saati..
Ve emin ol hiç bir şey şuan için düzelmedi..
Ama sabır etmek gerek sanırım...